Çok önemlidir. Bir pıhtı bir kez meydana geldi mi, yeni pıhtıların meydana gelmesini önlemek için hasta tam bir istirahata tâbi tutulmalıdır. Böylece pıhtıdan parçalar kopma imkânları asgariye indirilmiş olur.
Vakaların büyük çoğunluğunda iyileşme şansı oranları yüksektir. Bundan önceki yıllarda bu hastalığa yakalananların % 85′i öldürücü olmayan embolizme yakalanırken, vakaların % 15′i ölümle sonuçlanmaktaydı. Kan pıhtılarını dağıtan ilâçların kullanılmasına başlandıktan sonra bu hastalıktan ölüm oranı % l’e düşmüştür.
Evet. Vakaların büyük bir çoğunluğunda «heparin» veya buna benzer pıhtı çözen ilâçların kullanılması tavsiye edilir. Bu gibi ilâçlar damardaki pıhtıları mümkün olduğu derecede ufak boylarda kalmasını temin eder ve ayrıca bunların yayılmasını ve uzamalarını önler.
Bunlar pıhtının büyüklüğü, tıkanan damarın büyüklüğü ve krizin başlangıcının ne kadar ânî olduğuna göre değişiklik gösterir. Değişik ölçüde göğüste sancı, nefes tıkanıklığı, öksürük, kanlı tükürük ve balgam çıkarılması ile ateş vuku bulur. Bazı vakalar ciddî bir şokla veya ölümle sonuçlanabilir.
Hayır. Genellikle ayaklarda veya pelvislerde meydana gelen pıhtılar oldukları yerlerde kalırlar. Çok az vakalarda bunlar buradan koparak embolizmlere sebebiyet verirler.
Ayaklarda veya «pelvis» deki derin damarlarda pıhtılaşmış olan kandan ileri gelir. Bu pıhtılar birçok hastalıkların seyri sırasında veya bir ameliyattan sonra meydana gelmiş olan bir komplikas-yondan meydana gelebilmektedir. Pıhtıdan kopan ve kan akımına karışan parçalar, embolizm olarak adlandırılır. Pülmoner emboliz-me neden olan pıhtı parçalarının yaklaşık % 50’si kalbin sağ tarafındaki pıhtılardan meydana gelir.
Genellikle bunun sebebi akciğerdeki bir kan damarına vücudun başka bir kısmından bir kan pıhtısının gelmiş olmasıdır. Kan damarı bu pıhtı ile tıkanır ve bu tıkanıklığın ötesindeki doku hayatiyetini kaybeder.