Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtlayıcı olan geleneksel rejim anlayışı, eğer kalıtımsal faktörler etken değilse, sadece çok yemek yediğiniz için şişmanladığınıza inandıracaktır.
(daha fazla…)
Insülin 51 adet amino asitten oluşan bir proteindir.
İnsülin, şekerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafından kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hormondur.
Normal olarak insülin, yenen bir yemeğin ardından kan dolaşımına katılır. Görevi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan glikozun beyin ve sinir hücrelerine ulaşmasını gerçekleştirmektir. Çünkü hem beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir halde gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini geçerek idrara karışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken beraberinde suyu da sürükler, bu nedenle vücuttaki diğer hücrelerden su çekilir ve bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına neden olur.
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
- Bir yemek günlüğü tutun, her gün neler yediğinizi yazın. Böylece yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık olarak gözden geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen sorunları ortaya koyun.
- Herhangi bir şey yemeden evvel, kendinize gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
- Sağlıksız bir şeyi canınız çektiğinde dikkatinizi dağıtmaya bakın. Bir arkadaşınızı çağırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
- Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da etrafta dolaşırken yemek yemeyin.
- Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla konuşmayın.
- Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar saklamayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
- Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdolabında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.
Sadece karbonhidrat alımının kısıtlaması kilo vermesini sağlamayabilir. Kilo vermesi için, toplam kilo alımını kısıtlama gerekir ki, bu da öncelikle yağ olmak üzere protein tüketimini de azaltması anlamına gelir.
Kızınız kızartmalar, şekerli gıdalar ve peynirden kaçınmalı; normal süt yerine yağsız sütü tercih etmeli; tereyağı ve margarin tüketimini kısıtlamalıdır.
(daha fazla…)
Bazen evet. Pankreasınız normal şekilde çalışırken, yemek yediğinizde insülin salgılamaya başlar; sindirim tamamlandıktan sonra salgılamayı keser. Enjekte edilen insülin, belli zamanlarda en yüksek düzeyine ulaştığından, o zamanlarda bir miktar karbonhidrat almanız gerekir. Aksi halde kan şekeriniz düşer. Bu durumda aldığınız karbonhidratın liften zengin olması halinde emiliminin daha uzun süreceğini belirtmemiz lazım.
(daha fazla…)
Böbreklerimizin içinde milyonlarca adet ufacık kan damarları (kılcal damarlar) bulunmakta olup, bu damarlar atık maddeleri, kanınızdan süzerek, idrarınız ile atmanızı sağlar.
Şeker hastalığı, sıklıkla da daha sizin herhangi bir şikayetiniz ortada yokken, bu ince ve narin sistemi hasara uğratabilir.
Tip I diyabeti olan her 10 hastadan 3′ünde eninde sonunda nefropati denilen bu böbrek hastalığı gelişirken, bu rakam Tip II diyabetlilerde her 10 kişiden birdir. Bu farklılığın kısmen nedeni, Tip I diyabeti olan kişilerin tipik olarak hastalığa daha erken yaşta yakalanmalarıdır. Şeker hastalığı kişide ne kadar uzun süredir varsa, böbreğinizin hasara uğrama riski de o denli fazladır.
(daha fazla…)
Henüz tam olarak anlaşılamamış nedenlerden dolayı, şeker hastalığına yakalanma riskiniz, diyabetik yakınınızın anneniz ya da babanız olmasına göre değişir.
Aşağıdaki tablo, aile hikayesi dikkate alınarak size diyabet olma riskinizin ne kadar olduğunu göstermektedir:
şeker hastalığı