Son yapılan araştırmalarda, kadınlarda kalp hastalığı riskini artırdığına inanılan kandaki üç grup yağdan biri trigliserid olarak adlandırılır. Doktorlar genelde 150-250 arasındaki değerleri normal kabul ederler. Yakınlarda yapılan uluslararası bir sağlık kongresinde trigliserid değeri 200′ün üstüne çıkınca (şu an kabul edilen standart değerin elli puan altında) tedavi gerektiği tavsiye edildi. Bu tavsiyenin bir nedeni de, trigliserid düzeyinin iyi kolesterol (HDL) düzeyini etkilediğinin saptanmış olmasıdır.
*Otuz beşin altnda HDL (İyi kolesterol) değeri riskli kabul edilir.
*160′ın üstündeki LDL (Kötü kolesterol) değeri yüksek risk grubu olarak tanımlanır. 130 – 160 arası üst sınır kabul edilir. 130′un altı da düşük risk olarak değerlendirilir.
Kanda kolesterolü taşıyan iki çeşit lipoprotein vardır. Düşük yoğunluklu lipoprotein LDL (Low density lipoprotein) ve yüksek yoğunluklu lipoprotein HDL (High Density Lipoprotein). Yüksek LDL, ya da, kötü kolesterol kişinin kalp krizi olasılığını artırır. Beslenme tarzının LDL’nin yükselmesindeki etkisi büyüktür. Ancak kalıtım olayını da göz ardı edemeyiz.
Tedavisinedir.com devamı… »
Kolesterol damarlarda lipoproteinler vasıtasıyla tüm vücuda taşınan yağlı bir maddedir. Kandaki yüksek orandaki yağ kolesterol olarak bilinir. Yüksek miktardaki kolesterol damarları tıkayarak kalp krizine neden olur. Aterosikleroz (damar sertliği) olarak bilinen bu durum menopozdaki kadınların kalp hastalıklarına yakalanmalarında en büyük etkendir.
Depresyon tedavisi son zamanlarda daha kolay hale gelmiştir. Genellikle ve çoğunlukla kullanılan tedavi yaklaşımı ilaç tedavisidir. İlaç tedavisinede serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dedğimiz ilaçlar kullanılır. Aynı zamanda bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek ve tadaviyi hızlandırmak için psikoterapiye de ihtiyaç olabilir. Nedene yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.
Depresyon durumu aile üyelerinden birisini etkilediği zaman, etkileşim durumunda olan aile bireyleri ister istemez bu durumdan etkilenecektir. Aile üyelerinden harhangi birindeki depresyon hali genelde aileninde genel atmosferini daha karamsar ve olumsuz hale getirebilir. Depresyondaki aile bireyinin diğer aile bireyleri ile ilişkileri bozulabilir. Örneğin evde babanın depresyondan etkilenmesi onun mesleki performanısnın azalmasına, işlevselliğinin azalmasına, evine ve ailesine daha az ilgi göstermesine, evdeki anlaşmazlı, tartışma ve sıkıntıların artmasına, ailenin sosyal aktivitelerinin azalmasına, çocuklarda aile içindeki gerilim ve sıkıntılardan dolayı kaygı belirtilerinin oluşmasına (tırnak yeme, altını ıslatmaya veya kirletmeye başlatma, kekeleme, tik bozuklukları, uyku ve iştah bozuklukları vb) yol açabilir.
Depresyondaki kişi bedensel şikayetler diyebileceğimiz; Baş ağrısı, kas ağrıları, aşırı yorgunluk ve halsizlik, sindirim sistemi rahatsızlıkları, kalp ve dolaşım sistemi şikayetleri, cinsel işlev bozuklukları ve buna benzer bedensel yakınmalar ile de çoğunlukla doktora başvururabilir.
Melankolik tipte özellikle sabahları çok yoğun çökkünlük hissi ile beraber hemen her şeye karşı zevk kaybı, aşırı yorgunluk ve halsizlik görülür. Atipik şeklinde ise genellikle uyku ve iştah azalması olan tipik şekilde olanın tersi olarak, uyku ve iştah artışı ön plandadır. Mevsimsel tipte tekrarlayan mevsimle birlikte olan depresyon belirtileri vardır. Tipik olanda ise azalmış uyku,iştah, enerji vardır.
Kişide depresyon oluşması için belli bir kişiyi olumsuz yönde etkileyen stres etkeni veya yaşanan bir olay olabilir. Kişiler arası ilişkilerdeki olumsuzluklarda kişiyi depresyona sokabilir . Özellikle günümüzde psikososyal stres etkenlerinin artması ile toplumu oluşturan bireylerin depresyon geçirme riski artmıştır . Depresyon hiçbir dış etken olmadanda kendi kendine kişide endojen dediğimiz şekli ile zamanla gelişebilir.
Son zamanlarda ders başarısızlığının artması, gün içerisinde aşırı sinirlenme, özellikle iştah artışı şeklinde iştah değişiklikleri, uyku bozukluğu ve aşırı uyuma, okul içerisinde yalnız olmayı tercih etme, daha önceden severek yaptığı hobilerinden uzaklaşma, arkadaşlarından uzaklaşma, üzgün bakış, daha çok sessiz sakin olmayı tercih etme, daha çok odasında yalnız vakit geçirmeyi tercih etme ( uzun süre ), tutturma nöbetleri ve öfke krizleri, kendini diğer arkadaşlarına göre beceriksiz ve başarısız görme, ders çalışmada isteksizlik, son zamanlarda madde bağımlılığı, riskli arkadaş gruplarına katılma vb.
Önceden zevk aldığı günlük aktivite ve meşguliyetlerden zevk alamama, gün içerisinde sürekli veya günün büyük çoğunluğunda kederli ve üzgün olma, gençlerde ve çocuklarda daha çok çabuk sinirlenme duygudurum değişikliği, uyku azalması, sık sık uyanma, erken uyanma veya çok fazla uyuma, iştahsızlık veya çok aşırı yeme, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon azalması, cinsel istekte azalma, çabuk yorulma, akla gelen ölüm düşünceleri, kendini değersiz -çaresiz- işe yaramaz – beceriksiz – suçlu görme, olayları olumsuz değerlendirme, geleceğe yönelik karamsar düşünceler ve buna benzer belirtiler görülür. Bu belirtilerin tamamı olabileceği gibi, önemli bir kısmı da bulunabilir.
Depresyon toplumda çok sık görülmekle beraber, ilk kez depresyonun tanımlanması Hipokrat dönemine kadar eskilere uzanır. Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi herşeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemesede kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda herşeyin olumsuz taraflarını görür. Geçmişte yaşanmış olayların olumsuz ve kötü taraflarını görerek kendisini suçlu ve cezalandırılmış hisseder. Aynı şekilde geleceği de umutsuz ve karamsar görerek gelecek adına çaresizlik düşünceleri iyice pekişir. Kişi hayatından zevk alamaz hale gelerek hatta yaşamanın anlamsız olduğunu düşünecek kadar kendini çökkün hissedebilir. Bu olumsuz bakış günlük hayatına, kişiler arası ilişkilere yansıyarak onun okul ve/veya iş hayatındaki performansının düşmesine neden olabilir. Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son onbeş gündür devam ediyor olması gerekir.
Diyet, şeker hastalarında tedavinin en önemli kısmıdır. Çünkü şeker hastası elindeki insülin rezervini, en iyi ve en uzun değerlendirmelidir. Eskiden klasik diyabetik diyeti adı altında hasta bir nevi açlık grevine zorlanırdı.
Tedavisinedir.com devamı… »
Her gün aldığınız toplam kalori miktarına dikkat ettiğiniz müddetçe kilo vermeye çalışan çoğu insana göre bir adım daha öndesiniz demektir.
Tedavisinedir.com devamı… »
Tahmin edebileceğiniz üzere kilo vermek son derece güç olabilir.
Fakat bizler pozitif bir düşünce tarzı ve doğru tavsiyelerle bu zorluğun aşılabileceği fikrindeyiz.
Tedavisinedir.com devamı… »
Yaygın bir görüş olarak, şeker hastalığının her iki türünün de kalıtımsal, yani doğumsal olduğu kabul edilmektedir. Tip I, insüline bağımlı şeker hastalığında genetik olarak yatkınlığın yanı sıra hastalığa yol açan bir etmen olmalıdır. Bunlar içinde en sık olanları:
-Bir tür viral enfeksiyon
-Çevresel faktörler
-Stres
-Yaşanılan yer’dir. (Örneğin şeker hastalığı en çok Avrapa’da görülmektedir.)
Tedavisinedir.com devamı… »
Yağ, vücut hücrelerimizin insülin hormonuna karşı olan cevaplarını değiştirir. Bu hücrelerin insülinin etkilerine karşı daha dirençli olmalarını sağlar ki, bu durum da insülinin kanımızdan hücrelere soktuğu (glikoz ) miktarını azaltır.
Tedavisinedir.com devamı… »
Kalori hesabına dayalı, dolayısıyla kısıtlayıcı olan geleneksel rejim anlayışı, eğer kalıtımsal faktörler etken değilse, sadece çok yemek yediğiniz için şişmanladığınıza inandıracaktır.
Tedavisinedir.com devamı… »
Insülin 51 adet amino asitten oluşan bir proteindir.
İnsülin, şekerin bir enerji kaynağı olarak vücut tarafından kullanılmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yine vücudun yağ ve proteinleri yakmasını önlemek için karaciğer ve kaslarda şekeri depolama işlemini de gerçekleştirir.
Dolayısıyla insanın sağlıklı bir yaşam sürdürmesi için olmazsa olmaz hayati bir hormondur.
Normal olarak insülin, yenen bir yemeğin ardından kan dolaşımına katılır. Görevi, nişastalı ve şekerli besinlerden sağlanan glikozun beyin ve sinir hücrelerine ulaşmasını gerçekleştirmektir. Çünkü hem beyin, hem de sinir hücreleri, yakıt olarak glikozdan başka bir madde kullanmaz.
İnsülin, glikozun kas hücrelerine girerek yanması için gereken bir tür anahtardır.
Kanda insülin olmadığı takdirde, glikoz hücre içine giremez ve kanda başıboş bir halde gezmeye başlar.
Kandaki şeker seviyesi aşırı yükseldiğinde, fazla glikoz böbrek eşiğini geçerek idrara karışır. Fazla glikoz, vücuttan atılırken beraberinde suyu da sürükler, bu nedenle vücuttaki diğer hücrelerden su çekilir ve bu durum müthiş bir susama hissine ve su kaybına neden olur.
Bu stratejileri sıralayacak olursak:
- Bir yemek günlüğü tutun, her gün neler yediğinizi yazın. Böylece yemek kayıt defterinizi ya da günlüğünüzü haftalık olarak gözden geçirerek potansiyel problemleri ve başarıya ulaşmanızı engelleyen sorunları ortaya koyun.
- Herhangi bir şey yemeden evvel, kendinize gerçekten aç olup olmadığınızı sorun.
- Sağlıksız bir şeyi canınız çektiğinde dikkatinizi dağıtmaya bakın. Bir arkadaşınızı çağırın, yürüyüş yapın ya da bir yerlere gidin.
- Yemek yeme işini sadece mutfak ya da yemek masası ile sınırlandırın. Oturma odası ya da yatak odanızda veya yürürken ya da etrafta dolaşırken yemek yemeyin.
- Yemek yediğinizde yemek yeme üzerine odaklanın. Televizyon seyretmeyin, kitap okumayın ya da telefonla konuşmayın.
- Çevrenizde yüksek kalorili gıdalar saklamayın. Eğer bunlar evin dışında ise, yemeniz de mümkün olmayacaktır.
- Yiyecekleri, dolaplarda ya da buzdolabında olduğu gibi göremeyeceğiniz yerlerde saklayın.